
MÜZİKLİ GÖSTERİ 2 perde 2 Saat
Araştırma ve Metin DURSUN ŞADİ ERDOĞAN
Türkü Düzenleme ve Müzik ALİ AYKAÇ
Sahne Düzeni MURAT AKAR
Koreografi ÖZDEN AKTÜRK
Sahne ve Kostüm tasarımı NURSUN ÜNLÜ
Işık FUAT GÖK
Dramatizasyon SERDAR ONGURLAR
Araştırma ve Metin
D.Şadi ERDOĞAN
Opera Bale’den sorumlu Genel Müdür yardımcısı olarak kendime sıkça sorduğum soruların başında, neden anlaşılamıyoruz! Neredeyiz? Nerede olmalıydık? 60 yıl yetmedi mi? Uygulanan sanat politikaları mı yanlıştı? Eğitim ya da bütçe mi yetersiz? Bu ve bunun gibi birçok soru...
Cevap net ve kesin; “yanlış sanat politikaları.” Çoksesli müziğin görkemli çatısı, insan vücudunun muhteşem estetiğinin dansla bütünleştiği opera bale sanatları, geçmişi kültür sanat zengini bu ülkede, bu kadar mı tanınmalı, bu kadar mı sevilmeliydi? Hisseden kıssa bir tere örneği vereyim. Tereci tereyi satmadan önce tadına bakar, teresini tanır. Suyu, toprağı güneşi tamdır, yaprakları iri ve parlak, kokusu mükemmeldir, lezizdir. Satılacaksa iyi tanıtılmalı, anlatım dili evrensel olmalıdır. Hem ilgi görsün, hem de farkı anlaşılsın. Tereci dilini terecilerde, tere yiyenlerde iyi öğrenmeli ki dünya terelerinin tadına lezzetine varılsın tek tere tadıyla yetinilmesin. Sizce de “önce” geleceğimizin mimarları, çocuklarımız ve gençlerimize tattırmanın gerekçesi apaçık ortada değil mi?
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü için yurtiçi ve yurtdışı etkinliklerinde, tarih kültür ve sanatımızın tanıtılması amacı ile hazırladığım bir proje olan “Seslerle Anadolu”, ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki Anadolu temasını çok sesli müzik ve dans ile harmanlayarak, ülkemizin çağdaş yüzünü uluslararası arenada gösterme amacını taşımaktadır. Genel Müdürlüğümüz Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından oluşan seçkin bir ekip ile oluşturulan metindeki ana öğe, Anadolu topraklarında çıkan ritim ve sesin, evrensel formlarına ait düzenlemeler ile değişik bir anlam kazanmasıdır. Birbirine bağlı armonik yapısı ile oluşan akış, Türk insanının görsel sanat alanındaki zengin içeriği ile beraber tarih ve kültür varlıklarının anlatılmasını içermektedir.
Anadolu’dan türkü ve dans motiflerinin sunulduğu bu projenin, kurumumuzun sanat politikasında önemli bir yer tutacağı inancındayım. Orkestra, solo, koro ve dans sanatçılarından oluşan, slayt gösterileriyle de desteklenen bu dramatizasyon, çeşitli mekanlara göre yapılacak olan düzenlemeler ile projeyi herkesle paylaşmayı amaçlamaktadır. Repertuvar içeriğinin organizasyona göre değişiklik gösterebilmesi mümkün olmakla beraber etkinliğin süresi de kurumumuzun altyapısı özelliğiyle değişkenlik gösterebilmekte ve gerekli düzenlemeler yapılarak istenilen süreye oturtulabilmektedir.
Türkülerle, danslarla, öykülerle oluşturulan “Seslerle Anadolu”da hoşça vakit geçireceğinizi umuyor, iyi seyirler diliyorum.
Saygılarımla.
Türkülerle Bezenen Anadolu Zenginlikleri
Serdar ONGURLAR
Son yıllarda, bir CD veya DVD almak için müzik marketlere gittiğimizde, türkülerin yer aldığı albümler hemen dikkatimizi çekiyor. Satıcıların, giderek artan istekler karşısında bu tür CD’lere daha büyük raflar ayırdığını ve şarkıcılarımızın da bu türe karşı yaklaşım gösterdiklerini hemen gözlemleyebiliyoruz. Bu albümleri dinlediğimizde kimisinin tek bir çalgı, kimisinin birkaç çalgı grubuyla, kimisinin de büyük orkestralarla solist veya solistlerin seslendirdiğini biliyoruz. Türkülerin sözlerini okuduğumuzda da hemen hepsinin derleme olduğunu, halk ozanlarının bağlama ile seslendirdikleri bu yapıtların, besteciler tarafından aranje edildiklerini ve düzenleme yapıldıklarının da bilincindeyiz. Bunlar, toplumumuzun tek sesten çok sese geçişinin bir göstergesi mi? Ya da ilgi çekmek adına yapılan denemeler mi? Bu soruya tam bir yanıt veremeyiz kuşkusuz. Yıllardır türkülerimizi otantik haliyle söylemeye çalışan ve bu konuda isim ve servet sahibi olmuş birçok icracımız var. Bunların hiçbirini yadsıyamayız. Ancak bunların teksesli olmasından dolayı müzik tarihimiz adına ne denli birikim olduğunu inceleyebiliriz. Doğrusuyla yanlışıyla bu türküler, derlemeler kültür tarihimiz içinde yerini almıştır ve büyük bir kitle tarafından çok beğenilmiştir. Bu beğeni hala sürmektedir. Ne var ki burada yadsımamamız gereken bir gerçek daha vardır; Özellikle opera sanatçılarımızın ve bazı orkestra şeflerimizin hatta adını çokça duyduğumuz bazı bestecilerimizin Anadolu’nun eşsiz zenginliğinden kaynaklanan türkülerimizi çoksesli olarak topluma sunma çabalarını.
Yüzyılımızda küreselleşmenin yarattığı en önemli olgunun iletişim olduğu bilinir. Gerçekten de iletişim, günümüzde oluşumları etkileyen en önemli güçlerden biridir. Müzikte de aynı etki söz konusudur. Yeni yönelimler, içinde bulundukları özelliklerden etkilenerek toplum ve bireyler üzerinde duyarlılığın arttırılması adına izleyici ile somut bir iletişim kurmak ister. Burada yaklaşım biçimi önem kazanmaktadır; yaşadığımız ortamla desteklenen müzik, eğlencenin ötesinde, anlaşılabilir olmak zorundadır. Yani, tepkileri çok yönlü harekete geçirebilecek bir durum izlemek, aynı zamanda düşündürücü ve dinginleştirici olmalıdır. Bu nedenle müzik sanatında, geçmişe dönük öğelerle ilişki kurarak, çağımıza uygun davranmak ve bireyi; akıl, mantık süzgecinden geçirerek duygusallığa yöneltmek gereksinimleri doğmuştur. Çünkü çağdaşlaşma adına ulusal bilincin yaratılması, toplumu bunun içine sokacak sanat anlayışını ülkeye özgü bir biçimde değerlendirerek, geçmişi unutmayarak insancıl değerler oluşturulması günümüz koşullarında önem taşıyan bir olgu haline gelmiştir.
Kültür tarihine şöyle kuşbakışı baktığımızda, sözlü ve yazılı kültürümüz arasında geçişler olduğunu kolayca görebiliriz. Kuşkusuz bu geçişlerde önemli olan objenin kaynağına inmektir. İnelim; Orada bizi saran öylesine güzel ve anlamlı manzara vardır ki etkilenmemek olanaksız! Neler görürüz bu manzaranın ayrıntılarında? Her şeyden önce sözlü kültürün getirdiği bireysel beceriler ve tavır dikkatimizi çekiyor; otantik güzellikler de cabası. Doğaçlama, yani anlık yaratı vardır hoşumuza giden. Neden? Aklınıza gelen ilk halk türküsünü düşünün; Onda otantik inceliklerle gelişen halk deyişlerini, sözcüklerde geçmişi ve günümüzü sorgulayan önemli dinamikler içermektedir. Öte yandan, yazılı kültüre baktığımızda ise arıtılmış bir beceri gözümüze çarpar. Biçem özellikleri de eklenmiştir buna. Günümüzün tekniği de. Bu anlamda bunların harmanlanması içinde bulunduğumuz anın kültürel değerlerinin geçmişle bir bağlantı oluşturduğu, müzik renklerinin bütüne zarar vermeden anlaşılabilirlik ölçüsüne vardığını duyumsarız. İçimize fışkıracak gibi gelen bu enerjinin yeni görevdeşlikler (sinerjiler) ve yaratıcılığımıza kendine özgü alanlar sağladığını görürüz.
Halk müziğimizde yeni yönelimlerin, birikimden yola çıkarak, bireylerin bilemediği yönlerinin farkına varmalarıyla tamamlamaya çalıştıkları bireysel gelişimleri için katkı veren en yararlı araç olduğunu hemen kavrayabiliriz. Çünkü müziğin evrimi toplumun gelişiminden ayrı tutulamaz. Bireysel başarılar yüksek düzeyde olsa bile, bunların ortaya çıkışının toplumsal nedenleri vardır. Birikimle ve disiplinli çalışmayla yetkinleşen müzik duyumu, insanoğluna tanrı ya da doğa tarafından verildiğini kabullensek bile, müzik tek başına bir uğraş olmaya insanoğlunun toplumsal gelişimiyle başlamıştır.
Birkaç sözcükle özetlemeye çalıştığımız bu gerçek bile, günümüzdeki toplumsal gerçekliklerin yalnızca batıya dayandırılamayacağını da açıklamaktadır bize. Batıdan aldıklarımızı, uygarlığı, insan haklarını, hukuku, sanayileşmeyi hiçbir zaman yadsıyamayız. Ama ya almadıklarımız? İşte burada sorgulanması gereken gerçekler yatar. Çağdaş insan küçülen dünyaya karşın, yalnızca sanat değil, her konuda batı ile sınırlandırılamayacak zenginliklere gereksinim duymaktadır. Bireyler hızla bu zenginliklere ulaşmaktadırlar artık. Müzikte veya beste ve düzenleme kültüründe her geçen gün kendini daha çok hissettiren gelişmelerin belki de en çarpıcı olanı, gereksinimlerini çağın özellikleriyle örtüştürme ve uzlaştırma eğiliminde olan bireyin, yeniyi oluşturma eylemidir. Bu eylem çağımıza özgü farklılıklar içermektedir. Çünkü geçmişten günümüze sanatın ve müziğin izlediği uzun yol, beraberinde büyük bir birikimi ve yeni biçimlerin doyum hissi veren pek çok örneğini de bugüne taşımıştır. Söz konusu birikim ve doymuşluk her dönemde olduğu gibi, günümüzde de yeni yönelimlerin ve gelişmelerin başlangıç noktasını gösterir. Bu nedenle küreselleşme olsa bile her ülke, yeni eğitsel ve sanatsal hedeflerini belirlemelidir.
Burada bir saptama yapmakta yarar var. Ulu önder Atatürk 1934 yılında Meclis’te yaptığı bir konuşmada; “... Bir ulusun yeni değişikliğindeki ölçü, musikideki değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir... Ulusal ince duyguları toplamak, onları bir gün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu şekilde Türk ulusal musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir” demişti...
Bu saptamamızdan sonra çok açık bir dille ifade edebiliriz ki, ülkemizde müziğin her türüyle kimlik kazanmak için uğraşan kişilerin, uğraştıkları müzik türünde somutlaşan davranış özellikleri kendiliğinden şekillenmektedir. Bunların zamanla keskinleşmesi, bazen farklı türlere karşı hoşgörüsüz olabilmekte, gerilimi körüklemekte, olumsuz kültürel gelişmelerin tetikleyicisi olabilmektedir. Örneğin yurt dışına gönderilen bestecilerimiz ve yorumcularımız formata yani kompozisyon’a dayalı biçem özellikleriyle tekniklerini belirlemişler ve yapıtlarına bunu taşımışlardır. Çıkış noktaları tabii ki Türk halk ezgileri olmuştur ama bu, ne yazık ki halk ezgilerimizin özünün ve ayrıntılarının bir anlamda yitirilmesine de yol açmıştır. Çünkü burada önemsenen format olmuştur.
Ülkemizde günümüze özgü yönelimlerin müzik olarak nerede ve hangi noktada hızlanıp yavaşlayacağı, kültür yaklaşımlarının sınırının veya birbirleriyle karışımının hangi ölçüde gelişebileceğine açıklık kazandırılması gerekmektedir. Ulusal müziğimizi sağlıklı zeminlere oturtmak zorundayız. Toplumsal paylaşımın en önemli öğesi olan müzik, tarih boyunca olduğu gibi, yaratıcılığı ve üretimi doğrudan etkilemesi bakımından günümüzde de çok etkilidir. Onun iz düşümü; anında gerçekleşmesi yüksek düzeyde olduğundan, toplumsal paylaşımın yalnızca popüler müzik türlerinin eline bırakılmamasının önemsenmesi ve çözümler üretilmesi zorunlu bir durumdur. Toplumsal duyarlılığımızın artması gereken günleri yaşarken, müzik sanatıyla uğraşanların yeni ve cesaretli adımlar atması öncelikli görevleridir. Aristoteles’in dediği gibi; “Müzik biz ölümlüler için her şeyden tatlıdır.”
İster müzisyen ister izleyici olalım.Her birimiz düş gücümüzü zorlamalıyız. Bunun için elimizde bir hazine var; Anadolu. Zenginliklerle dolu olan Anadolu müzik dili, otantik güzelliğiyle göz kırpmaktadır tüm yaratıcılara. Her türkünün bir öyküsü var. Her öykünün de dillendirilmesi; Müzik, dans ve oyun.
İşte bu noktadan hareketle, biraz sonra izleyeceğiniz “Seslerle Anadolu”yu tarihimize ve kültür varlıklarımıza küçük bir bakışını bir de bu açılardan değerlendirerek algılamaya çalışmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır kanımca.
“Seslerle Anadolu”dan değişik bir tat alacaksınız. Cicero’nun dediği gibi; “Her güzel konuşmada bir melodi gizlidir.”
_1283331669.jpg)
Bugün için müze, XIX. yüzyıl başından günümüze kadar geleneksel sanatlarımıza kıyasla çok yakın bir geçmişi olan resim ve heykel sanatlarımızı oluşumu ve gelişiminde önemli role sahip tüm sanatçılarımızın en seçkin eserlerinin teşhir edildiği bir sanat merkezi niteliğindedir.Geçirdiği restorasyonlar tümüyle orjinal haline döndürülen (Eski Türk Ocağı) müzenin tarihi salonunda konser, tiyatro, sinema v.b.sanatın değişik dallarını içeren faaliyetler yer almaktadır.
REKLAM AÇIKLAMALARI
firmalar, şehir rehberi, nereye gitsek ,aktiviteler, etkinlik, events, kent
haber, tarih, doğa, gezilecek yerler, sinema , eğlence , lokanta, fasıl, bar
,parti, party, meyhane, sergi, konser, canlı müzik, hazır site, nikah salonu, düğün salonu, kurs, veteriner,
spor salonu, otel, solaryum , hastane, web tasarım, güzellik salonu, cafe, oto
servis, halı, aksesuar, kasko, sağlık sigortası, dershane, kpss, açık öğretim,
yurtdışı eğitim, gelinlik , elektronik, reklam,
ofis, büro, finans, güvenlik, inşaat, ısıtma, soğutma, makina, nakliye, makine,
muhtar, hosting, hizmet,

