| Seyirlik Oyunlar |
|
|
|
|
Ankara köy seyirlik oyunları yönünden oldukça zengin bir yöredir. Bu oyunlar düğünlerde sergilendiği gibi, uzun kış gecelerinde, arkadaş toplantılarında da oynanır. Sosyo-ekonomik koşulların büyük bir hızla değiştiği günümüzde, iletişim araçlarının da yaygınlaşmasıyla diğer kültür ögelerindeki değişiklik köy seyirlik oyunlarına da yansımış ve süreç içinde bu oyunlar unutulmaya yüz tutmuştur. Yörede karşılaştığımız, köy seyirlik oyunlarından birkaçını aşağıda örnek olarak veriyoruz: 1-Arap Oyunu: Yaygın olarak düğünlerde oynanan bu oyunda oyuncu kendine arap görünümü vermek için yüzünü karaya, dudaklarını ve dilini kırmızıya boyar. Gözlerinin çevresine un sürer, başına kara yemeni örter, üzerine de beyaz sarık sarar. Kambur görüntüsü yaratmak için sırtına bohça bağlar. Elindeki tefi çalar, oynayarak şu türküyü söyler. Ya araboğlu araboğlu 2-Hortlak Oyunu: Buoyunda oynayacak kızın sırtına yastık bağlanarak hörgüç yapılır. İncecik açılmış bir hamur yüzüne yapıştırılarak gözlerine ve burnuna, gelen yerleri delinir. Kız, beyaz çarşafa sarılıp bağlandıktan sonra, bir kilimin üzerine yatırılır. Dört kişi kilimi uçlarından tutup, oyunun oynanacağı odanın ortasına bırakır. Kız 'ben hotladım' diyerek yattığı yerden kalkar. Seyirciler de 'Öte dünyada neler var?' diye sorar. Kız anlatmaya başlar: “Demir topuz var. Hani anam, babam beni okutmadılar ya, ben onlardan intikam alacağım. Azrail tokmak vurdu gözlerim oyuldu, başım yarıldı. Haram yemişler, anam harama bakmış. Benden sual ettiler, ben de şimdi hortladım.' Kız, seyircilerin üzerine yürüyüp sarılmaya çalışır, onlar da kaçarlar. Oyun bittikten sonra çocuklar korkmasın diye kız yıkanır, giyinir ve seyirciler arasına oturur. Seğmen Seğmen'in sözcük kökenine ilişkin şu ana kadar öne sürülen görüşler, bilimsel araştırma temelinden yoksundur. Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için, ileri sürülen görüşlerden birine kısaca değinelim. Yaygın olan bu görüşe göre, 'seğmen' yeniçeri ocağındaki' sekban bölümlerine ilişkin olarak, köpek bekçisi veya köpek muhafızı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Sekban, Yeniçeri Ocağında 34 ortadan oluşan bir kısmının adıdır. Seğmen'in, sekban'dan kaynaklandığını kabul edersek. Türkler'in tarihini Anadolu'yla sınırlamış olur ve büyük bir yanılgıya düşeriz. Seğmen, yukardaki görüşlerin sonucu olarak, Sekban'dan sonra Ana- dolu'da yaratılmış bir töre değil, kökü Orta Asya'ya dayanan bir Türk geleneğidir. Ankara'da düğün gelenekleri bölümünde de değinildiği gibi Seğmen, göçebe yaşam tarzına uyum sağlamak zorunda kalmış Türk Ulusu'nun, öz benliğinden çıkmış bir Orta Asya töresidir. Bilindiği gibi Orta Asya'da Türkler, doğa koşullarına ayak uydurabilmek için sürekli bir yerden başka bir yere göçmek zorunda kalmışlardır. Seğmenler bu göçlerde ön plana çıkmış, herhangi bir saldırıyla karşı kervanı korumakla yükümlenmişlerdir. Anadolu'da yerleşik hayata geçilmesiyle seğmen töresi, Ankara gibi Türk nüfusun homojen olduğu bir bölgede değişik bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Önceleri kervana öncülük eden, kervanı koruyan seğmen, Ankara ve çevresinde gelin alayını koruyan seğmen konumuna gelmiştir. bu yörede seğmen tekil ve çoğul olarak iki anlam taşımaktadır. Tekil olarak seğmen, efe veya köy yiğidi, çoğul olarak ise düğün alayı anlamında kullanılmaktadır. Gelin alayı ile gidecek seğmenler, yöresel seğmen kıyafetleri giyerek, Efe Başı'nın verdiği direktifler doğrultusunda ilerler. Bunların bir kısmı atlıdır, bir kısmı ise davul-zurna eşliğinde zeybek oynayarak alayın önünde giderler. Ulusal güçlükler karşısında seğmenler kendilerine lider olabilecek, kişiliğinde devlet kurabilecek ve yönetebilecek güç bulunan kişiye katılmak, ya da bu amaçla başa geçireceği gözüpek, vatansever bir önderi seçmek için Seğmen Alayı oluştururlar. Buna 'Seğmen Düzülme' de denilir. Enver Behnan Şapolya, Seğmen Alayı'nı şöyle anlatmaktadır: Seğmen Alayı, ulusal felaket günlerinde (kızılca günlerde), bir devletin yıkılışı sırasında yeni bir devlet kurmak ve bir reis seçmek için kurulurdu. Bu alay yeni devleti kurar, yeni başkanı seçerdi. Bu nedenledir ki Oğuzlar tarihi hiçbir devrinde devletsiz kalmamıştır. Seğmen düzülme çok dikkate değer bir olaydır. Seğmen Alayı toplu ve ulusal bir coşku anıdır. Bunun küçük bir şekilde bayram ve düğünlerde kurulurdu. Seğmenler o gece 'sinsin' denilen bir ateş oyunu (kökeni Orta Asya şamanist inançlara dayanır) oynarlardı. Bir dağ yamacında veya tepede büyükçe bir ateş yakılır,maşakıma denen bir demir çanak içine yağlı çıra koyulur, bu ateşin etrafında davul-zurna çalınıp zeybek oynanırdı. Ayrıca bu ateşin üzerinden atlayarak bir tür tura oyunu oynanırdı. Bazen de ateşe koç atarlar, böylece sabahı ederlerdi.' Seğmen düzülmeyi, yalnız Ankara gelenek olarak saklamıştır. Bunun nedeni ise, Ankara çevre köylerinin, Oğuz boyları tarafından kurulmuş olmasıdır. Çubuk'ta Kınık, Elmadağ eteklerinde Bayındır, Ayaş'ta Kayı, Hüseyin Gazi Tepesi eteğinde Peçenek, Yazir, Dodurga, Bala'da Avşar, Çubuk'ta Kargın; Çavundur Eğmir Gölü, Bökdüz köyleri Ankara'yı çevrelemiştir. Şapolyo'ya göre tüm bu köy adları Oğuzların yirmidört boyunun adları olup, köylerin çoğunluğu Oğuz'ların Beydilli aşiretindendir. Anadolu tarihte böyle çok çoşkulu günler geçirmiş, seğmen düzülerek yaya, atlı ve silahlı olan delikanlıları bir reis etrafında toplamıştır. Büyük bir olasılıkla, Selçuklu İmparotoluğu yıkılırken yine böyle coşkulu bir alay olmuş ve Osman Bey aynı şekilde Kayı Boyu'nun başına bey seçilmiştir. Selçuklu Devleti'nin Cend'de kuruluşu, Osmanlı Devleti'nin Söğüt'te kuruluşu, bu geleneğe çok benzemektedir. Selçuk, bu geleneğe göre, altı seğmen alayları önünde, bir çocuğa, torbadan ok çektirilerek bey seçilmişti. Osman Bey ise, yine atlılar karşısında bir ak keçeye oturtulup, dokuz kez havaya kaldırılarak dolaştırılmış, kımızlar sunulup and içilerek bey tanınmıştı. Ankara'da ise Seğmen Alayı kurulacağı zaman, efeler kahvesi önüne sırmalı seğmen sancağı dikilirdi. Bu bayrak, Seğmen Alayının kurulmasına işaretti. Dua okunduktan ve kurban kesildikten sonra alay harekete geçerdi. Alayın önündeki davulcular ve zurnacılar genellikle Abdallar’dır. Bunların giysileri dikkate değer özelliktedir, giydikleri beyaz şalvarları ile birer şamana benzerlerdi. Beyaz şalvarın üzerine sırmalı camadan giyerlerdi. Bellerinde geniş bir meşin silahlık ve bunun içinde de tel sırmalı bir mendil sarkardı. Göğüslerine paralar, boynuzlar ve Yeda Taşı gibi ufak taşlar asılırdı. Saçları uzun olur ve başlarına keçe külah giyerlerdi. Zurna çaldığı zaman, davullarını havaya kaldırırlar, davul havada iken tokmak vurarak, helezonlar çizerek, yere yatarlar, kalkarlar, bir ayakları üzerinde dönerler, davulları tekrar havaya kaldırırlar. Sanki gökten Tanrı ruhlarını çağırır gibi garip hareketler yaparlar, davulu önce yere doğru çalar, sonra havaya kaldırırlar, sıçrayıp yere diz çökerlerdi. Çoğunlukla iki davulcu karşılıklı oynarlardı, yan yana davul değneklerini kasnaklara vurarak ve sağa sola sallayarak dokuz adım yürürler sonra geri dönerlerdi. Bu şekilde, üçüncü yürüyüş sonunda davulları hızlı çalarak ilerlerdi. Bundan sonra zurnacıların oyun havaları çalmasıyla, oyunlar oynanırdı. Davulcuların arkasında iri yapılı bir efe, seğmen alayının bayrağını taşırdı. Bayrağın iki tarafında meşhur kabadayılardan iki efe de ellerinde teke pala denilen, iri palanın uçlarını yukarı tutmuş bir şekilde ilerlerdi. Bu kişilere bölük başı denilirdi. Bunların önünde ondört yaşlarında milli kıyafetli çocuklar da ellerinde som saplı bıçaklarla yürürlerdi. Davulcularla efe sancağın arasındaki iki tane gür sakallı ve iri yapılı kişiler, omuzlarında balta, önlerinde birer meşin önlük, ağır ağır yürüyerek ihtişamlı bir hava yaratırlardı. Bunlara Seymen baltacıları denirdi. Alaya katılan seğmenler birer adım arayla sağlı sollu iki dizi oluştururlardı. Bütün seğmenlerin elinde teke palalar bulunurdu. Seğmen Başı bu dizinin bıraktığı boşluk arasında, yanında ikinci efe ile yürürdü. İkisinin de elinde birer altın kakmalı ve üzerinde ayetler yazılı olan, Osmanlı kılıcı bulunurdu. Bu kılıç yalnız efelerde bulunurdu. Seğmen Başı arasıra bu kılıcı havaya kaldırıp “doh doh...” diye bağırırdı. Bütün Seğmenler gür bir şekilde “doh, doh...” diye bağırırlardı. Bundan sonra davul zurna zeybek çalar, efelerde kılıçları ile zeybek oynayarak, heybetli bir şekilde yollarına devam ederlerdi. Mustafa Kemal’in Ankara’ya geleceği günün sabahı da sancak dikildi, aynı hızla Seğmen Alayı kuruldu. Ulucanlar’dan kalkan Seğmen Alayı, Hacıbayram Camii önünde toplandı. Seğmen duası, Hacı Bayram Şeyhi veya imam tarafından yapılmaz, bu duayı ancak Kayyum Dede’ler yaparlardı. O gün de duayı Kayyum Dede yaptı ve Hacı Bayram Veli Türbesi’nin kapısı önünde bir kurban kesildi. Seğmen Düzülme, efelerce kutsal sayılır, kurban kesilmeden hareket etmezlerdi. Seğmen ve Koç: Koç, Orta Asya Türk boylarında ve Anadolu'da kutsal bir hayvan olarak kabul edilmiştir. Orta Asya'da kurban edilen hayvan koç ve attır. Özellikle Yer Tanrısı'nın kötü ruhlarına karşı koç kurban edilirmiş. Koç; masallara, efsanelere konu, el sanatlarında özellikle halı ve kilimlere motif, halk oyunlarında figürlere kaynak olmuştur. Orta Anadolu'da söylenen bozlaklarda, gıtlaktan verilen ses koçun me- lemesinde çıkardığı sesle özdeştir. Kelime anlamı ile de 'bozlak', bozulama'dan (beğirme=koç melemesi) gelmektedir. Özellikle Orta Anadolu'rıun bozkır iklim şartlarında yaşam savaşı veren Ankara halkında, koça karşı büyük bir saygı, sevgi ve koçla bir özdeşleşme gözlenir. Halk oyunlarındaki temel öge, Orta. Anadolu (Orta Asya Step'lerinin benzeri) bozkır ikliminin yaşam tarzını yansıtan koç figürleridir. Bu figürlerde temel olarak kostaklık, kendinden eminlik, yiğitlik, mertlik açık olarak göze çarpar. Koçların bozkırda gezinirken gösterdiği ihtişam, tokuşdukları zaman, ağır ağır gerilemesi, ayaklarını yere vurması, Ankara oyunlarının temel figür özellikleridir. Bunlar koç ile özdeşleşmenin sonucudur. Bir seğmen yürürken veya oynarken tam anlamıyla koçu yansıtır. Oyunlarda efebaşının verdiği komutlardaki “Goçuum” veya 'Goçlar' sözleri, yine yukarıda sözü edilenleri destekler yönde örneklerdir. |